• blackspadetr

Toygar Narbay: “Piyasaları koruyacak makro bir yaklaşım benimsenmeli”

Buca Ege Organize Sanayi Bölgesi (BEGOS) Başkanı, “Kalbin çok yüksek veya çok alçak hızda atması nasıl bir süre sonra kalp krizine ya da tansiyon hastası olunmasına neden olursa, kur hareketlerinin yüksek volatilitesi de iş dünyasını olumsuz şekilde etkiler. Öngörülebilirlik bunun için çok önemli, esas konu bundan sonra hangi politikaların ve hangi anlayışın olacağı…” diyor.



Toygar Narbay… Buca Ege Organize Sanayi Bölgesi (BEGOS) Yönetim Kurulu Başkanı…

Tekstil mühendisi olan Narbay, sektörde 15 yıl süren profesyonel çalışma hayatının ardından 2005 yılında Narkonteks’i kurdu. Yönetim Kurulu Başkanı olduğu 16 yıllık şirket, kadın, erkek, çocuk iç giyim, ev giyim, plaj giyim, spor giyim, termal kıyafetler gibi geniş bir ürün gamına sahip Blackspade’in de marka sahibi. Global markaların iş ortaklığının yanı sıra birçok ülkenin de güvenlik teşkilatlarının ve itfaiye teşkilatlarının teknik tekstil ürünlerini üreten Narkonteks’te yaklaşık 1000 kişiye istihdam sağlanıyor.

BEGOS’ta 3 ana binası, yine BEGOS’ta ve Manisa’da birer yerleşke binasıyla birlikte toplam 5 binada faaliyet gösteren şirket, Van’da 35 bin m2 alanda yaklaşık 850 kişilik bir işletme kurmak için çalışmalara başladı.

Van projesine dair bilgi veren Narbay, yatırımını Van’da yapma nedenlerini şöyle açıkladı:

“Artık Batı’da kolaylıkla işgücü bulamıyoruz. Sadece hazır giyimin değil hemen hemen tüm sanayii sektörlerin işgücü bulamama sorunu mevcut. Batı’da işgücü ofislerde ve hizmet odaklı sektörlerde çalışmayı tercih ediyor. Fakat Türkiye’nin ortası ve doğusunda çok ciddi bir genç işsizlik var. Ortalama yaş 23, 1.6 milyonluk şehirde 80 bini İŞKUR’a kayıtlı olmak üzere 300 bine yakın işsiz genç nüfus var. İzmir’den direkt uçuşun mevcut olduğu şehir, liberal ve modern yapısı ile bizim için tercih sebebi oldu.”

Yıllardır hammadde ve ara malı üretimine yatırım yapılmadığı için bugün çok büyük sorunlar yaşandığını belirten Narbay, “2003-2016 arasında döviz kuru baskılandı ve ‘Cari açık finanse edilebildiği sürece sorun değildir ‘’ anlayışı ile ithalat yapmak içeride üretmekten daha cazip hale getirildi. Şayet döviz kuru olması gerektiği seviyeye enflasyonla paralel bir şekilde hareket ederek gelseydi, belki bu güne kadar hissedilen sanal zenginleşmeyi hissetmeyecektik ama bunun yanında hammadde ve ara malı ithal etmek yerine bunları üretecek, yatırımları yapacak, bugün yaşadığımız hammadde krizini çok daha az yaşıyor olacaktık. 2002–2020 arasında dış borcumuz büyüdü, rezervlerimizi tükettik… Tüketime dayalı bir ekonomik sistem anlayışı ile büyümeye çalıştık, şimdi bedelini ödüyoruz” diyor.

“Sanayici yüksek kur istemiyor” diyen Narbay, sanayicinin beklentisini şu sözlerle dile getiriyor: “Sadece enflasyonla uyumlu reel ve öngörülebilir bir döviz kuru, yatırım için düşük bir faiz oranı olmasını istiyor, bu türbülansın son bulması ve uzun vadeli bir stratejinin iş dünyası ile paylaşılmasını bekliyoruz.”

BEGOS’un başkanlık koltuğuna bu senenin eylül ayında oturan Toygar Narbay ile OSB’lerini, çalışmalarını, Türkiye ekonomisini, hazır giyim sektörünü ve genç işsizliği konuştuk.

-BEGOS’un hikâyesini paylaşır mısınız? Dünden bugüne BEGOS’ta neler değişti?

Bölgemiz, Ege Giyim Sanayicileri Derneği ve Buca Belediyesi’nin katkılarıyla 1996 yılında Ege Giyim Sanayicileri Arsa Yapı Kooperatifi olarak kuruldu. 8 Şubat 2002 tarihinde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın onayı ile tüzel kişiliğini kazanarak, Buca Ege Giyim Organize Sanayi Bölgesi olarak tescillendi. Hazır giyim konfeksiyon ürünleri ve bu sektörde hizmet veren alt sektörleri içinde barındıran bölgemiz, Türkiye’de hazır giyim ihtisas organize sanayi bölgesi olmasıyla bir ilke de imza attı. Hazır giyim sektörü dışında farklı sektör gruplarının da bölgemize yatırım yapabilmeleri için idari engelleri kaldırmak adına, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na yaptığımız başvurumuz olumlu karşılanarak tamamlandı. Bölgemiz 2016 yılından itibaren Buca Ege Organize Sanayi Bölgesi unvanı ile karma organize sanayi bölgesi olarak faaliyetlerine devam ediyor.

“7 bin kişi istihdam ediliyor”

-BEGOS’ta kaç firma yer alıyor, hangi sektörler faaliyet gösteriyor, kaç kişiye istihdam sağlanıyor?

Toplam 112 firmamız bölgede faaliyet gösteriyor. Bunlardan 68’i tekstil, 5’i paketleme, 13’ü matbaa, 8’i mekanik, 18’i ise gıda sektörü. İnşaatı devam eden 5 firmadan 2’si tekstil, 2’si mekanik 1’i de matbaa sektörü. OSB’mizde ağırlıklı olarak tekstil, matbaa, gıda ve mekanik sektörlerinde faaliyet gösteren firmalarımızda yaklaşık 7 bin çalışan istihdam ediliyor, bu çalışanların bin 250’sini beyaz yakalılar oluşturuyor.

“Yıllık 250 milyon dolar ihracat yapılıyor”

-Bölgenin yıllık ihracat miktarı hakkında bilgi verir misiniz?

Bölgemizde yıllık 250 milyon dolar ihracat yapılıyor. İhracatlar yoğun olarak Avrupa ve Amerika’ya yapılıyor. Ayrıca Rusya, Kazakistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Lübnan ve Kıbrıs ile de ihracat yapan katılımcılarımız bulunmakta.

“Bölgeye teknik lise yapılacak”

-Bölgenizin içerisinde proje kapsamında olan parseller var mı? Yeni yatırımlar söz konusu olacak mı?

Bölgemiz 3 bölüm, 53.3 hektar toplam alana kurulmuş olup bu alanın 24.09 hektarı, 132 adet sanayi parselinden oluşuyor. Tahsisi yapılmayan parsellerimiz ile birlikte toplam 140 adet sanayi parselimiz bulunuyor. Bölgemizin toplam sanayi parsel sayısı, 140, tahsis edilen parsel sayısı 132, yapı ruhsatı alan katılımcı sayısı 124, yapı kullanma izin belgesi sayısı ise 113. Bölgemizde 113 firma faal olarak çalışırken işletmede olmayan firma sayısı 1. İnşaat halinde 5 firma varken boş parsel sayısı ise 14. Bölgemiz sınırları içerisinde yer alan 3 adet hizmet ve destek alanı parselinin 2’sinin tahsisi yapılmış olup, tahsisi yapılan bir parselde benzin istasyonu faaliyetine başlandı. Tahsisi yapılan diğer parselde ise teknik lise inşaatı devam ediyor. Tahsisi yapılmayan bir adet hizmet ve destek alanı parselinin tahsisinin 2022 yılı içinde yapılması planlanıyor.

“BEGOS lokasyonu ile fark yaratıyor”

-Sanayi kuruluşlarının OSB çatısı altında yer almasının avantajları nelerdir? Bu bağlamda BEGOS diğer OSB’ler ile kıyaslandığında ortaya nasıl bir fark koyuyor?

Sanayicinin kümelenmesi, hizmetlerin ortaklaştırılması açısından büyük önem taşıyor. Ortak yapılacak yatırımların koordine edilmesi için OSB bünyesinde olmak önemli. Devletin OSB’lere tanıdığı bir takım haklar var. Burada yaşam daha kolay çünkü altyapısı ile organize edilmiş bir yerde faaliyet gösteriyorsunuz. BEGOS öncelikle lokasyonu ile fark yaratıyor. Çevre yoluna 2 km, havaalanı ve İzmir limanına sadece 10 km uzaklıkta olması sebebiyle hem ulaşılması kolay hem de firmaların lojistik kabiliyetlerini arttırıyor. Diğer OSB’lerden bir diğer farkı ise, arsaların emsali diğer OSB’lerde 0.50 ve 0.70 iken; BEGOS’ta daha küçük parselin iki katı kadar katlı yapı çıkmanız mümkün. Bu da küçük ve orta işletmelere avantaj sağlıyor. Yani 2 bin metre kare yer aldığınızda 4 bin metre kare inşaat yapabiliyorsunuz ve havaalanı ile limana 20 dakika mesafede, şehrin içinde yer alıyorsunuz.

“Duvara çarptık”

-Türkiye ekonomisine dair değerlendirmenizi paylaşır mısınız?

2002 yılında uygulanan programla kur aşağı indirildi. Dolar 10-15 sene, 1 buçuk 2 lira olarak baskılandı. Hammadde, ara malı üretmek yerine ithal etmenin yanı sıra, yabancı araçlara, ithal tüketime dayalı bir ekonomik yapı oluştu. 10 yıl bastırdık, bastırdık… Sonra da düdüklü tencere misali patladı, o basınca dayanamadı. Dolar aldı başını gitti. Dolar kuru 15 yıl içinde enflasyona paralel artmış olsa idi, biz o sanal zenginleşmeyi yaşamasaydık, o zaman ithal edeceğiniz birçok şey içeride üretilirdi. Çünkü dolar, 3 lira olması gerekirken 1 buçuk lira olduğunda, içeride 10 dolara ürettiğinizi Çin’den 5 dolara alabiliyordunuz. “E ben neden içeride üreteyim kapat fabrikayı ithalatçı ol, 5 dolara getir 8 dolara sat. Para kazan” mantığı yerleşti. Hal böyle olunca ithalat arttı, ihracatta ise fırsatı kaçırdık. Cari açık gittikçe büyüdü. O dönemde “Cari açık finanse edilebildiği durumda sorun yoktur” deniliyordu. Bunu örnekle açıklamam gerekirse; 1000 lira geliriniz var ve siz bin 500 liralık bir hayat yaşıyorsunuz. 500 lirayı her ay birinden borç alıyorsunuz, “Sorun yok, finanse edebildiğim sürece ben bu hayatı yaşarım” diyorsunuz. Ama borçlar birikiyor birikiyor… 120 milyar dolarla başlayan dış borç şimdi 450 milyar dolar… Artık çevrilemez noktaya geldik ve duvara çarptık.

Şimdi de “Faiz artsın kur düşsün biz rahata erelim” deniliyor. Ne olacak? Kim kazanacak? Yurtdışından dövizi getirip yüksek kurdan TL’ye çevirip, kuru düşüren, bunu yüksek TL faize yatıran sıcak para kazanacak. Peki kapalı kaplar yasasına göre aradaki fark kimden çıkacak? Türkiye’den, bizlerden çıkacak… Her devalüasyon sonrası oynanan oyun hep aynı. “Faizi artıralım, dövizi düşürelim” diyen insanlar inanılmaz derecede Türkiye’nin altını oyuyorlar. Geçmişte de yaptılar, bugün de yapmaya devam ediyorlar. Cari açık artsın, borçlarımız artsın, gelecek nesiller bir gün öder… Düşünce bu.

“Bedelini ödüyoruz”

TL’nin değer kaybı, dalgalanan kurlar, yüksek enflasyon sanayiciyi nasıl etkiledi?

Problemi ikiye ayırmak gerekiyor. Birincisi, dünya piyasalarında hammaddelerin ve taşıma maliyetlerinin artmasından kaynaklı bir artış var. Bunun nedeni de Amerikan Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası’nın bilançosal genişlemesi, pandemi nedeni ile emisyonu artırmaları. FED’in 4 trilyon dolar olan bilançosu, şimdi 7-7,5 trilyon dolarlarda… FED’de ve Avrupa Merkez Bankası’nda yüzde 50 civarında bir bilanço genişlemesi oldu. Basılan bu paralar da şimdi tüm dünyada borsa, emtia ve diğer yatırım araçlarına gidiyor. Tüm emtialarının fiyatları döviz bazında artıyor. Buradan gelen artış ile dünyada bir enflasyon var. Bunun Türkiye ile alakası yok. Dünyada basılan para ile alakası var. Hammadde fiyatları artıyor, petrol fiyatları artıyor, enerji fiyatları artıyor. Bu noktada hükümetin yapacağı hiçbir şey yok.

Diğer sorun ise bizim içeride uygulanan politikalarla alakalı. Üretime dayalı büyümeyi içeren bir ekonomi politikası izlenmediği için tüketerek büyüyen bir ekonomi ile buraya kadar geldik, şimdi acısını çekiyoruz. Üretime dayalı ekonomiye yatırım yapmamanın bedelini ödüyoruz.

-Sanayici ne istiyor ve sanayiciyi ne bekliyor?

Kuru bundan sonra hep serbest mi bırakacaklar veya arkasında başka politikalar mı olacak bunları görmeden sanayiciyi neyin beklediğini söylemek pek mümkün değil. Kurun yüksek olması sanayiciyi rekabetçi kılıyor anlayışı doğru değil. Sanayici, “Olması gerektiği kadar olsun ancak volatilite (oynaklık) olmasın ” diyor.

Ayrıca iç pazarda alım gücünün dramatik bir şekilde düşmesi de ekonomi açısından çok zararlı. Yüksek tüketim kadar, belki daha büyük etkisi olacaktır tüketimin hızla düşmesinin. Bu nedenle tüm dengeleri olabildiğince koruyacak makro bir yaklaşımın benimsenmesi gerekmektedir.1980-1990 ‘da Çin’in yaptığı sadece ihracata dayalı büyüme politikası şu anda Türkiye için uygun değildir. Gerek ihracat, gerek iç pazarda dengeli bir büyümeyi sağlayacak üretime dayalı bir ekonomik anlayışın benimsenmesini bekliyoruz.

“Büyük problemlerle karşılaşacağız”

-İç piyasadaki alım gücü nasıl etkilenecek?

Bunun iç piyasanın alım gücünü önemli derecede azaltacağı aşikâr. Bir tarafta hammaddelerin maliyetleri çok ciddi oranlarda arttı; bir de üzerine kur çarpanı eklendi. Anormal çarpanlarla büyüyen bir kur artışı ile karşı karşıyayız. Yüksek kur artışı özellikle içerideki alım gücünü çok azaltacak. TL bazlı yüzde 50-60 oranında tüm ürünlerin zamlanması gerekecek, alım gücü düşecek. Dolayısıyla iç pazarda tüketimde ve üretimde bir daralma söz konusu olacak. İhracat kurun yardımıyla belki bir miktar artacak ama içerisi daralacak dolayısıyla yüksek kur artışı büyümeye kısa vadede çok büyük katkı sağlamayacak. Orta-uzun vadede hammadde ve ara malı üretimi için yatırımlar artabilir ama kısa vadede büyük problemlerle karşılaşacağımız ortada.

**KUTU**

“PANSUMAN DEĞİL, OPERASYON YAPILMALI”

-Türkiye’deki genç işsizliği nasıl değerlendiriyorsunuz? İstihdam nasıl yaratılabilir? Hangi adımlar atılmalı?

Politikaların değişmesi gerekiyor. Türkiye eğer İngiltere gibi nüfus artışı sıfıra yakın bir ülke olsaydı, o zaman iş gücü politikaları farklı yönetilebilir, iş gücü transformasyona sokulup, ilave eğitimlerle katma değerli işlere hızlıca yönlendirilebilirdi. Fakat Türkiye’de, böyle bir durum yok. Türkiye’de her yıl yaklaşık 1.2 milyon nüfus artışı var. Bu oldukça yüksek bir rakam. Türkiye yüzde 5 büyüse ancak 600-700 bin kişiye iş bulabiliyor. Gerisi işsizler, iş aramaktan vazgeçmişler veya iş gücüne katılmayanlar kategorisine katılıyor. Zaten 20 yıl yüzde 5 ortalamasının altında bir büyüme ile devam ettik, buna bağlı olarak işsiz stoku da maalesef büyüdü. Aldığımız göç de buna olumsuz katkı sağladı. İşgücüne katılım yüzde 50’nin altında. Biz işsizliği bu rakam üzerinden ölçüp yüzde 11 işsizlik var diyoruz. Avrupa ülkelerinde iş gücüne katılım çalışabilir nüfusun yüzde 65-70’inde. Yaklaşık 55 milyon çalışabilir nüfusumuzun sadece 25 milyonu çalışıyor bunun da 10 milyonu kayıt dışı. Bu tablonun düzeltilmesi şart.

Bunun yanında atıl iş gücü ile iş dünyasının ihtiyacı olan iş gücü açığı kalifikasyon olarak örtüşmüyor. Çok büyük sıkıntılar var. Mesele sadece “Fabrika açalım da istihdam sağlayalım” değil; uzun vadeli bir eğitim ve ekonomi politikasının üretilmesi, uzun vadeli stratejilerin, planların oluşturulması gerekiyor. Sadece teşviklerle yönetilebilecek bir konu değil… Palyatif çözümler, pansuman değil, operasyon yapılması lazım.

**KUTU**

“İHRACAT-İTHALAT FARKINDA EN BÜYÜK KATMA DEĞERİ HAZIR GİYİM YARATIYOR”

-Hazırgiyim sektörünün ithalat ve ihracat dengesi ne durumda? Sektör, Türkiye genelinde ne kadar istihdam yaratabiliyor?

Hazırgiyim ihracatı, bu yıl 20 milyar doları geçiyor; ithalatı ise 2 milyar dolarlarda. Hazır giyim en büyük dış fazlayı veren sektördür. İhracatın yanı sıra iç pazar üretimi ve sınır ticareti ile 35 milyar dolar üretim hacmine sahip bir sektör. Tekstil ve Deri Ürünleri İhracat ve İç Pazar üretimini de eklerseniz 55-60 milyar dolar büyüklüne sahip bir endüstri. Dolayısıyla bu anlamda Türkiye’nin gözbebeği. Yaklaşık 1.5 milyon çalışanıyla, istihdam yaratma ve yaratabilme kapasitesi açısından da çok büyük bir sektör.


Kaynak: https://www.gozlemgazetesi.com/2021/11/30/toygar-narbay-piyasalari-koruyacak-makro-bir-yaklasim-benimsenmeli/




1 view0 comments